yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Aralık 2011 Cuma

Serbest yazı


Uzun süredir yazamıyorum. Neden mi? E, çünkü ben bir tembel tenekeyim ve adımın hakkını vermek zorundayım!
İşin doğrusu, bir süredir mekanizmama sıkıntılar hâsıl oldu. İki gün iyiysem üç gün hastayım. Üzerimde bir şeyler dolaşıyor, hadi hayırlısı! Bir süre daha düzelemezsem bilimsel yollardan sapıp halime başka çareler arayacağım. Okuma, üfleme, kurşun döktürme, artık ne olursa. Çünkü hakikaten sıkıldım. Hasta olmak bir tarafa, bir de etrafa yansıyan mızmız, bir türlü iyileşemeyen, bezgin bir imaj var ki bana kalırsa o en fenası.
Neyse…
Durum daha kötüleşmeden, en önemlisi de ben bu durumu kanıksamadan vaziyete bir “heeeyt” çekip geçtim bilgisayarımın başına. Tabii bunda sevenlerimin etkili olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Yokluğumda pek bir özlenmiş, pek bir merak edilmişim. (Bir de hemen şımarmışım galiba!)
E, hal böyle olunca, ben de "hemen bir şeyler yazmam gerek" dedim, dedim ama ne yazacağım. Telefonuma, defterime küçük küçük notlar almışım ama noktaları birleştirince tavşan mavşan çıkmıyor. Kim bilir ne gördüm, ne geçirdim aklımdan da aldım o notları. Tabii üzerinden zaman geçince bir işe yaramıyor. Ben onlara, onlar da bana uzayıp giden bir boşluk içinde bakıp duruyoruz. Zira yazmak da diğer her şey gibi bir süre ara verip de yeniden döndüğünüzde “ah, canım nerelerdeydin sen, vah vah hasta mı oldun, yazık sana” demiyor. Anlayacağınız ayrılırken Hulusi Kentmen, döndüğünüzde Aliye Rona!   
Dolayısıyla bu yazının gidişi gidiş değil. Şimdi oradan girip, buradan çıkıp, türlü laf cambazlıklarıyla konuya girmeyeceğim, daha doğrusu giremeyeceğim çünkü konu yok. Haliyle giriş, gelişme ve sonuç da yok!
Biz, buna en iyisi, uzun bir aradan sonraki ilk yazı diyelim. Isınma gibi bir şey yani.  
İdare edin işte, bu da böyle olsun.

Hem zaten önemli olan yazmak, öyle değil mi?

7 Ağustos 2011 Pazar

İğneyi kendine batırmak...




Yaklaşık 3 yıl önce, iş güç sahibi biriyken, sabahın ve akşamın kör karanlığında gerçekleştirilen kalkma ve yatma eylemleri arasındaki zaman diliminde ne kadar çok şey yaptığıma, yok yok yapabildiğime hala inanamıyorum.

Adeta Sheila' ymışım! (bkz.He-Man) 

Peki ya şimdi?

Ağustos Böceği Süheyla!

Üstelik tam da uzun bir aradan sonra yeniden yazmaya karar verdiğim anda!

Tamam, başta bunu kabullenmem zor oldu ama insan kendini bilmeli, başka türlü olmuyor.

Günlerim hiçbir şey yapmadan ışık hızıyla geçerken birden her gece aynı ruh bulantısıyla yatağa girdiğimi fark ettim. Hep aynı soru, hep aynı cevap:

- "Bugün ne yaptın?"

- "Hiçbir şey!"

Kafam yastığa değdiği an ertesi gün aynı olmasın diye, kendimi sabah erkenden uyanmış, kahvaltının ardından bol sütlü kahvemle çalışma masamda konumlanmış olarak hayal ediyor, hiç durmadan saatlerce yazdığımı görüp gülümseyerek rüyaya dalıyordum.

Hiçbir işe yaramıyordu.

Koca günü "hadi şimdi", "tamam, birazdan" diye diye hiçbir şeye başlayamadan yiyip bitiriyordum. Elimde devreden bakiyelerden başka hiçbir şey yoktu.  

Peki ne olmuştu da bu hale gelmiştim?

Önce galiba odaklanma problemim var dedim ama madem öyle neden televizyon izlerken bir sıkıntı olmuyordu ya da alışveriş yaparken...Odaklanamamak ne demek, tıpkı bir atmaca gibiydim!

Sonra motivasyon eksikliği, sonra soğuk hava, sonra bastıran sıcaklar, sonra şu, sonra bu derken...

Yok dedim bu böyle olmayacak.

Aldım kendimi karşıma, "bana bak" dedim, itiraf et hadi, çekinme çekinme söyle... 

Bir solukta çıkartıverdim valla, pek de rahatladım!

"Tembelim ben, yok yok tembel bir tenekeyim!"

Hepsi buydu işte, bu kadar basit.

Ee, şimdi ne olacak peki?

Göreceğiz...